13 Ağustos 2016 Cumartesi

Bu bir beklemeyiş

İnsan bazen hiç tanımadığı bir insanla sokakta cafe her hangi bir yerde de tanışıp hayatının tümüyle değişmesini bekliyor.Bunu tüm gününü odasında sigara içip bilgisayarında takılan ya da kitaplarının başından kalkmayan asosyal bir tip, tüm gün gezip cafelerden çıkmayan sosyalliğin dibine vurmuş ve ya hayatın tüm temposuna aldırış etmeden çalışan biriside istiyor.O hep kitaplarda okuduğu,filmlerde izlediği her insanın bir kez aşık olduğu unutamadığı aşkı istiyor.Sabahlarım anlam kazansın  tenime dokunduğunda papatyalar açsın,gamzesi ile değil gözleriyle gülsün,sanki onu bir asırdır tanıyormuş gibi hissetiyim hayatım değişsin,umudum,güneşim,geleceğim,mutluluğum, sevdam olsun istiyor..
Bunun bir gün olmasını aniden olmasını hepimiz bekliyoruz ve ya siz o insanı çok tan kaybettiniz.Her an her şey olabilir tüm düzeniniz değişebilir  ve ya monoton yaşamınıza devam edebilirsiniz.

Bir gün eve aşık olarak gelmiş yanaklarınızın yandığını midenizde fillerin tepiştiğini hissederek de gelebilir ,tüm gece onu düşünerek  aklınızdan çıkaramayarak onu tekrar ne zaman göreceğinizi düşünerek de geçirebilirsiniz  ya da kapıdan içeri girip kahvenizi koyup bir Müslüm Gürses şarkısı açıp sigaranızı yakıp duvara kitlenip ben ne ara bu kadar kaybettim diye düşünüp  eskiden yaşadığınız güzel günleri ve o günlerin bir daha gelmeyeceğinin farkında olarak da geçirebilirsiniz.Bir gece de sadece birlikte olmak istediğiniz bunu bir ihtiyaç olarak gördüğünüz, teninize dokunup içinize dokunamayan o sevda sözcüklerini hak etmediğini içinizde gram duygu beslemediğiniz x kişisi ile de geçirebilirsiniz ve bunu sizin için hiç istemem.

Büyümüştük galiba

Bir akşam tüm acılarınızın aslında gerçekten acı olmadığını gerçek acının ne olduğunu en derinlerine yüreğinizin en ücra köşesine kadar hissettiğimiz bir gece işte o gece hayatın ne olduğunuzu öğrenmiş oluyoruz.Her hangi bir Ahmet Kaya şarkısından sonra yakılan sigaralarının odaya verdiği o sis bulutunun ardında elinizden yapabileceğiniz hiç bir şeyin olmadığının farkında olarak oturmanın verdiği o çaresizliğin acısını ne ben size kelimelerim ile anlatabilirim ne de siz bu acıyı hissedebilirsiniz.
Herkesin acısı yandığı hissettiği kadar diyebiliriz ama bazı durumlar böyle değil sevdiğiniz (sevgili olarak kast etmiyorum) en yakınım dediğinizin insanın böyle bir durumda olup ikinizin de elinden bir şeyler gelmemesi sadece karşı karşıya oturup derin bir sessizlik içinde yaktığınız sigaralar..

Bazen hayatın sevdiklerinize yaptıklarını görüp bu adaletsizliği düşündüğünüz olur bir şeylerin yanlış gittiğini ve asla böyle devam etmemesi gerektiğini düşünürsünüz ona olacağına bana olsun elimden bir şey gelsin bir şey yapabileyim dediğiniz geceler olur ve o gecelerin sabahı hiç bir zaman olmaz.                                

Ne kadar gittiler sizden ?

Gelenler ve gidemeyenler yani aslında gitmiş olup içimizden gidemeyenler.Seneler geçtikçe hala onun ismini duyduğunuzda buruk bi gülümseme ile andığımız insanlar.Yıllar sonra dahi onun ne yaptığını,kimlerle güldüğünü merak ettiğimiz insanlar..
 İlk başlarda unutacağımızı sadece biraz zamanın gerektiğini düşünüyoruz aslında zamanla sadece yokluklarına alışıyoruz olmadıkları kadar aslında hala varlar.Çilingir sofrasına oturup 2.kadehten sonra aklınıza gelen insan eğer hala yanınızdaysa onun kıymetini bilmenizi söylememe gerek bile yok.En çok kaybedenler bilir bu hayatı aslında hayat bir vazgeçme sanatı ve bu sanatta ne kadar ustalaşırsanız o  kadar kaybetmişsinizdir.

Kötü olan şeylerden bir tanesi de o hiç sevmekten bıkmadığınız onu onsuz sevdiğiniz insan her sigaranın dumanını onun için üflediğiniz,her kadehte içinizden onun adını geçirdiğiniz insanla bir daha olamıyacağınızı bilmenizdir.Bazen özlersiniz onu değil onunla geçirdiğiniz günleri özlersiniz o özlem size "keşke o zamanlara yeniden gidebilsem" dedirttirir.

Bu bir kayboluş

Şarkılar güzel  bazı şarkılar yaşama tutunmaya sebeb olabilecek kadar güzel.Kitaplar güzel bir insanın asla yalnız kalamiyacağının birer garantisi gibiler.Yeri geldiğinde hiç hiçbir insana kendinizi anlatamiyacağınız aslında anlatsanızda anliyamiyacağı şeyler olabiliyor ve harfler kelimeler birer mucize gibi karşınıza çıkıveriyor.Bazen en yakınlarınızın yanındayken bile onlar gibi olmadığınızın farkına varabiliyorunuz.Kendinizi nereye ait olduğunu arabiliyorsunuz.Kendimi arıyorum aslında kendimi değil benliğimin ait olduğu yere nasıl varabileceğimi düşünüyorum.Çevremdeki insanları seviyorum,onları belki de benim onları anliyabildiğim gibi anliyamadıklarının farkındayım.Beni gerçekten anliyabilecek birilerine ihtiyaç duyduğum zamanlar oluyor.Dünyanın kendi etrafınızda dönmediğini anladığınızda büyümüş oluyormuşuz bu hep böyle söylenir okuduğum bir çok kitapda abilerimiz ablalarımız bize her zaman böyle söylüyor.Elbette dünya bizim etrafımızda dönmüyor zaten siz yalnızlıktan gebersenizde,her gece ağlasanız yakınsanız,acının nirvasında tek başınıza etrafınızdaki izlesenizde filmlerdeki gibi biri sizin gelip yaralarınızı sarmıyor.Gerçi biz insanoğlu çok nankör varlıklarız kedilere nankör deriz ancak evrendeki en büyük nankör biz insanlarız.Kötü günlerimizde yanımızda olan insanları bile bi celsede silebiliyoruz tüm iyiliklerini sanki onların bunları yapmak zorunda olduğunu bile düşünüyoruz belkide aklımıza bile gelmiyor ve o insanı unutup ayağa kalktığımızda onu ilk biz yere düşürüp onda bir yara açarak yolumuza devam ediyoruz.